31 Eki 2010

İYİ Kİ DOĞDUN BE ÖZGÜR...

1 Kasım Özgür'ün doğum günü, yani yarın... Sekiz yaşına giriyor Özgür; en son üç yaş gününü kutlamıştık, sanırım... Hatta bitirdiği yaşı mı, yoksa girdiği yaşı kadar mı mum dikeceğimize karar verememiştik... Kocaman bir uğur böceği  şeklindeydi pastası, uğur getirir ümidiyle yaptırmıştım Özgür'e...

Sonraki hiçbir doğum gününü bir şekilde yapamadık, kalabalık, çok çocuk, çok gürültü, çok ışık hep dokundu Özgür'e... Normal çocukların ve annelerinin çok eğlenip yoruldukları ama mutlaka çoook eğlendikleri bu tip ortamlar Özgür için ya enfeksiyon - ardı seri nöbet -,  ya nöbet - ardı enfeksiyon- demek oldu hep... Başka çocukların doğum günlerine katılamama durumu ise başka bir macerayla sonlandırıldı. Ablası ve babasıyla sakince bir - iki pasta kesme denememiz olduysa da bunlar da benim gözyaşlarım ve sinir kaçaklarım sonucu yavaş yavaş vazgeçildi bu durumdan da...

Özgürün doğum gününü kutlamaz olduk nedense, yarın ne yapacağız hiç bilemiyorum, dersi var yarın öğretmenine söyleriz galiba, bir de işte öylesine, kendi aramızda yani... Ben yarın bütün gün yüreğim buruk buruk gezerim... Bir sene daha geçmiş ve fakat hala yakamızdan düşmemiş olan Epilepsi hastalığına ve kırk bin doğumda bir olan doğumun neden benim doğumum olduğuna takılırım... Normalde huysuzumdur zaten, iyice çekilmez olurum...

Onu doğurduğuma hiçbir zaman pişman olmadım yanlış anlaşılmasın ama yoruldum işte, çok yoruldum hemde...

Bir seneyi daha bitirdi Özgür bu hayatta, düşünsenize grip olup bir iki gün yatmak zorunda kaldığınızda neler hissettiğinizi... Benim cengaver kızım bu sekiz senenin  (ABARTTIĞIMI DÜŞÜNMEYİN SAKIN) en az üç senesini hastanelerde geçirdi, yetmedi ameliyat oldu, yetmedi üçüncü kattan düştü...

Yazının asıl konusu buydu aslında... Benim beceriksiz ve aptal bir anne olduğum gerçeğiydi aslında... Hala hazır hissetmiyormuşum halbuki ama yazacağım yakın zamanda sıra ona geldi ve aslen hesaplaşmalıyım kendimle çünkü...

Neyse Özgür sekiz yaşında artık... Hayata karşı hala dimdik, hala inatçı, hala gözündeki ışık sönmedi bunca yaşanmışlığına - annesinin ben olmasına ve hastalığının ilaca dirençli epilepsi olmasına - rağmen... Ona saygı duymaktan başka bir şey gelmiyor insanın elinden...


Özgür sekiz yaşında artık... Hepsi bu aslında, fazlası da yok eksiği de, değil mi ya....

2 yorum:

Sinem dedi ki...

doğum günün kutlu olsun canımm :)

Isigi Tutmak dedi ki...

hayattan yorulmanin ne demek oldugunu cok iyi biliyorum... ama tek bir gulucugun nasil da herseyi unutturdugunu da... nice saglikli senelere demek istiyorum. Saglik olunca mutluluk da, huzur da ardindan gelecektir...